Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı, Arapça: عيد الفطر Ayd-ül Fitr, Farsça: عید فطر), İslam aleminde, oruç tutma ayı olan Ramazan’ın ardından üç gün boyunca kutlanan dini bir bayramdır. Hicri takvime göre onuncu ay olan Şevval ayının ilk üç gününde kutlanır. Bayramdan bir önceki gün, Ramazan ayının son günü olan arifedir. 2010 yılında Ramazan Bayramı Türkiye’de 9 Eylül Perşembe günü başlamaktadır.

Arapça kökenli bir sözcük olan “Ramazan”, “Ramaza” (çok sıcak olma) kökünden gelir. Bunun nedeni muhtemelen Ramazan orucu ibadeti ilk uygulanmaya başlandığında yaz aylarına tekabül ediyor olmasıdır.[1] Bu bayramda ziyaretçilere, şeker sunmak töresi yerleşmiş bir gelenek olduğu için bayrama, Şeker Bayramı da denir.

Arapçadaki adı ‘Ayd-ül El-fitr’dir (Arapça: عيد الفطر). Fitr kelimesi Arapça’da kahvaltı anlamına gelir ve ramazanın bitimiyle birlikte yapılan ilk kahvaltıyı ifade eder. Ramazan bayramı oruç süresinin bitmesi dolayısıyla yapılan bir tören niteliğindedir. Ramazan Bayramı, Malezya ve Singapur’da Hari Raya Aidil Fitri, Endonezya’da Idul Fitri veya Lebaran, Bangladeş’te iseShemai Eid olarak da anılır.

Ramazan ayı ve bayramının İslam ve Türk kültüründe önemli bir yeri vardır. Ramazan ayı boyunca Türkiye genelindeki büyük camilerin minareleri arasına mahya denilen ışıklı  süsler asılır. Ramazan ayının ilk günlerinde genelde “Hoşgeldin ya Şehri Ramazan” benzeri mesajlar gösteren bu süsler, Ramazan ayı boyunca her gece farklı bir mesaj göstermesi için değiştirilir. Ramazan bayramından birkaç gün önce mahyalarda genellikle “Elveda” benzeri uğurlama mesajlarına yer verilir.

Ramazanın son haftasında bayrama hazırlık olarak evler temizlenir, bayramlık elbiseler dikilir. Anadolu köylerinde, ramazan bayramında şenlikler düzenlenir. Davul, zurna, kemençe gibi yerli çalgılar çalınır, halk oyunları oynanır. Bazı yerlerde bayramda yoksullara yemek yedirilir. Şehirlerde, özellikle askerî birliklerin bulunduğu bölgelerde bayramın gelişi topla bildirilir, bayram günlerinin belli saatlerinde (genellikle namaz vakitlerinde) top atılır.

Türkiye’de Ramazan ayı ve bayramıyla özdeşleşen bir başka kültürel öğe de gölge oyunudur. “Hacıvat ve Karagöz” ile gölge oyunu Türk kültürünün önemli bir parçasını oluşturur. Eski zamanlarda, gölge oyunu ramazan gecelerinde insanların en büyük eğlencesini oluşturmaktaydı. Aileler iftardan sonra toplanıp gölge oyunu izlemeye giderlerdi. Her ne kadar bugün bu gelenek pek revaçta olmasa da, halâ Ramazan ayı ve bayramıyla özdeşleşmişliğini korumaktadır. Ramazan’a ilişkin her türlü etkinlik ve çalışmada, gölge oyunu ve karakterleri en baş figürler olarak yer almaktadır.

Ramazan bayramı ailelerin bir araya gelip beraberce eğlendiği, etik anlamda ailenin önemini vurgulayan bir bayramdır. Herkes çok özenli giyinir. Çocuklar bayramlıklarını giyerler. Ramazan Bayramı’nda ailelerin genç bireyleri daha yaşlı olan bireyleri ziyaret eder. Büyüklerin elleri öpülür. El öpen çocuklara büyükleri harçlık verir. Tatlılar, şekerler, çikolatalar ikram edilir. Baklava en çok sevilen ve ikram edilen tatlılardan biridir. Ayrıca küs olanların bayram sebebiyle barışması da bir gelenektir.

Ramazan Bayramı boyunca (3 gün) nüfusunun çoğunluğu müslüman olan ülkelerde genellikle resmî tatil ilân edilir.

Ramazan, İslam kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ALLAH, KENDİSİNE YÖNELENİN VELİSİDİR


Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkar edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)
İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dostu vardır.

 O da Yüce Rabbimiz Allah’tır.
Rabbimiz, iman edenleri hiçbir zaman bırakıp gitmez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır.
 Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur.
Onun için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız armağan edendir.
Allah müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur.
Kendisi’ne inanan insanları her türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek olan mülkünü vaat eder.

İnsan hayatı boyunca gerçekten güveneceği, her durumda sıkıntısını gideren, zengin ve muktedir bir insan ya da bir güç arayışı içindedir.
Fakat kimi insanlar bunu ararken kendisini yaratmış, yaşamını sürdürmesini sağlayan, büyük kuvvet sahibi, herşeyi yapmaya kadir olan Rabbimiz’i unutur.
Kendisine kötülükten başka hiçbir katkısı olmayan şeytanı dost edinir.
İşte bu, onun için karanlık bir dünyanın başlangıcıdır.
Allah’a iman eden, imanında da samimi olan insanlar ise artık içinde hiç mağlubiyeti olmayan şerefli ve hayırlı bir hayatın içine girerler.

 Allah, asıl büyük karşılığı ise ahirette onlara verecektir.
Allah inananların dünyada ve ahiretteki tek gerçek dostudur. Allah’ın veli sıfatı ayetlerde şöyle haber verilir:
Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir bir dost) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (Nisa Suresi, 45)
O zaman sizden iki grup, neredeyse ‘çözülüp geri çekilmek’ istemişti. Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı. Artık mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etmelidir. (Al-i İmran Suresi, 122)
O’dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli’dir, Hamid’dir. (Şura Suresi, 28)

İslam kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorumlar Kapalı

Zinayı sevmek,mutlu olmak adı altında meşrulaştırıyor..

r011.jpg image by sandiktanhatiralar
Zina kavramını medeni kanuna göre suç olmaktan çıkarıldığı için İslami kanuna göre yorumlarsak birbirine namahrem olan yabancı kadın ve erkeğin çerçevesi ilahi kanunlarla belirlenmiş haram sınırlarını nefis ve şeytan hesabına çiğnemesidir.
Zinanın toplum üzerinde ne kadar dehşetli tahribatlar yaptığını bize en güzel ders veren Kur-anı Kerimdir.Her asırda toplum ve içtimai hayatı zirü-zeber eden zina filline mübtela olup kulluğunu unutan millet ve kavimlerin en ağır bir şekilde cezalandırıldığını yine Kuran haber vererek bizleri de bu çirkin fiile düşmekten sakındırmak için mücazat ile tehdit etmektedir..
Bu tahşidat ve tehdidin en mühim sebeplerinden birisi günahların özellikle çeşitli zina günahlarının bir nevi Allahu Tealanın Gayretullahına iliştiğini .yani nam ve namusuna iliştiğini.
bu ilişmeye ne yer ne de gök razı olmadığını ,bütün unsurların zinacı insanlara karşı galeyana gelerek hareket geçtiğini, bu bir deprem suretinde, fırtına, kasırga ,sel,vb gibi dağdağa ve çalkantılar suretinde meydana gelerek Allah hesabına insana gazabı ilahiyi müstehak kılarak bu şekilde insanları helaketi ebediyeye namzet olacağını ihbar etmektedir.

Bu tahşidat ve tehditlerin başka bir sebebi ise Yine bu haramlar ve günahlara girmenin insanda Cenab-ı Hakkın helâl ettiği tayyibat dairesinden çıkıp, haram ettiği habîsat mezbelesine girip haramlar müptela olmasına engel olmak için insanları bir ihtar olarak şu ayeti kerime ile uyarıyor. Zinaya yaklaşmayın gerçekten o çirkin bir hayasızlık kötü yoldur.
Bu ayeti kerimenin bir hikmeti şudur ki;insan küçük, cuz-i, nakıs, geçici bir batman lezzeti hissiyatının galeyanı ve baskısı ile binlerce ilerideki safi lezzetler değişebilmektedir.Bu küçük zail lezzetlerden ruh, kalp ve letaifler hesabına tam bir lezzet ve tatmin alamadığı için o günahlar mübtela olmaktadır. Kendisine tevdi edilen cihazatı, bazı lezzetleri elde etmek için tavuk gibi toprakları,gübreleri, necisleri eşmeye sarf eder, faydasız tefessüh eder.günahlarla aklı ruhu kalbi ifsat eder kalp cevherini çürütür.İşte bu günah ve haramların günah olarak kalmayacağına Bediüzzaman Hazretleri Mesnevi Nuriye adlı eserinde şöyle dikkat çekmektedir.
(Mâsiyetin(günahın) mahiyetinde, bilhassa devam ederse, küfür tohumu vardır. Çünkü, o mâsiyete devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona âşık ve müptelâ olur. Terkine imkân bulamayacak dereceye gelir. Sonra o mâsiyetinin ikaba mûcip olmadığını temenniye başlar. Bu hal böylece devam ettikçe, küfür tohumu yeşillenmeye başlar.
En nihayet, gerek ikabı ve gerek dârü’l-ikabı inkâra sebep olur.
Ve keza, mâsiyete terettüp eden hacâletten dolayı, o mâsiyetin mâsiyet olmadığını iddia etmekle, o mâsiyete muttali olan melekleri bile inkâr eder.
Hattâ şiddet-i hacâletten, yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder. Şayet yevm-i hesabı nefyeden ednâ bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir burhan addeder. En nihayet nedâmet edip terk etmeyenlerin kalbi küsufa tutulur, mahvolur, gider. El-iyâzü Billâh!
Bediüzzaman Hazretleri her günahta insanı küfre götüren bir yol olduğunu işaret ederek günahta devamlılığın günahı günah olarak bırakmayıp günahlar kalp ve hissiyatlarda ünsiyet kesp ettikçe günahların artık günah görülmeyeceğini sıradan ve hayatın gerekleriymiş gibi görüleceğini ve bir noktaya gelince masiyeti işleyenin vicdanını susturmak için haşri melaikeyi, ahireti inkara kadar gideceğini ve böylece küfre düşeceğine dikkat çekmektedir yukarıdaki satırlarda
İşte yukarıdaki ayeti kerimenin dikkat çektiği nokta olan zinaya yaklaşmayın derken zinaya götüren yollara yaklaşmayın denmektedir.Peygamberin “rabbim beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsimle baş başa bırakma”,Yusuf Aleyhisselamın “Ben nefsime itimat etmem çünkü nefsim daima kötülüğü emreder” gerçeğinden gafil olan insanların,İşyerlerinde, okulda, Chatlardaki erkeklerle veya bayanlarla konuşurken ben kendimi bilirim, ben nefsime hakimim kalbim temizdir,sadece konuşuyoruz, sadece arkadaşız, seviyeli bir arkadaşlığımız var, sadece dertleşiyoruz diye başlayan gayri meşru ilişkilerin seyri yavaş yavaş başka mecralar kaydığını gösteriyor ve diyor ki o yola girerseniz gerisi çorap söküğü gibi gelir, günahlar ünsiyet kesp ettikçe artık sıradan bir hale gelir, işlediği günah insanı o günaha mübtela eder artık onu terk etmek zorlaşır,günahları başta ihtiyarı işlenir, ama yavaş yavaş istidada döner yavaş yavaş nuru imanı kalpten çıkarır, insanı küfür derelerine yuvarlar,inkara götürür günahını işlerken kendisini gören melakienin ve ruhaniyetin vücudunu inkara kadar gider.
Örneğin bugün masum bir olaymış gibi görünen internet üzerinden yapılan pezevenkliğini bazı arkadaşlık sitelerinin yaptığı chatler,flörtler aslında birbirine namahrem olan kadın ve erkekleri bir araya getirip onları günahlara haramlar zinalara fuhuşlara sevk etmesi gerçeğidir.
CHAT mahiyeti itibari ile namahremle yapıldığı zaman haram ve günaha ,flörtte düşürerek günahlara müptela olmaya evli ise evliliğini,imanlı ise imanını,Allahını ve Kitabını unutturmaya ve onlardaki hükümleri inkara kadar götürebiliyor insanı.
Hatta. gayrimeşru ilişkilerini haklı göstermek için İslamın hükümlerini haksız çıkarmaya başlatıyor..
Zinayı sevmek,mutlu olmak adı altında meşrulaştırıyor..Namahremlerle konuşmayı seviyeli ve masumane göstererek çarpıttırıyor..
İslami hükümlerden rahatsızlık duyarak hükümleri inkara kalkıştırıyor..muhkem hükümlerde ,ve sağlam örf ve ahlaki geleneklerde tevil yoluna götürüyor..Hayatın gayesini hayvani lezzet ve zevke indirgetiyor..
Bazıları ise vicdanları tamamen tefessüh etmediği için bu müptela oldukları bu muzır maraz CHATIN,Flörtün mahiyetini biliyorlar ama kendilerini kurtaramıyorlar.nefsin ve şeytanın üzerlerinde kurduğu heyecan ve merak dalgalarının akımlarına karşı koyamıyorlar.şeytanın pompaladığı bilinmeye ulaşma,merakı giderme,arzuları yatıştırma,lezzetlerini bilemek arzusu ile Hep haramlarla pişmanlıklar sınırlarında geziyorlar, kah perişan, kah yalancı mutluluklarla.Sevgilerine alternatif aradıkları sevgilerde bazen felaket ,helaket iffetsizlik buluyorlar.Cinselliğe indirgenmiş kaçamak mutlulukların, geçici hayvani zevklerine kurban oluyorlar.
Bu kurbanlığın ardı arkası kesilmiyor.Bazen günah yelpazesi genişliyor şehirler arası bir hal alıyor.Günah üzere Azraile yakalanılacağı ızdırabı ,rezil rüsvay olma elemi,üç kuruşluk gayri meşru lezzetlerini acılandırıyor.chatin çirkef nimetleri karşısında dindarlıkları giden bay ve bayanlar dini dar oluyorlar.İbadete maneviyata Kur-ana ,eşine sadakatle müptela olmayan bay ve bayanlar chat yoluyla zinaya, fuhuşa, aldatmaya ve flörte müptela oluyorlar.
Nefsin ve şeytanın hayvanlığını kabul etmek zorunda kalıyorlar
.Chat aşıklarının peşinde sürüklendikten sonra bir paçavraya dönünce,terk edilince aldatılınca,dramatik,trajedik hayat karelerinde görünerek acıların kadını ve erkeği rolüne soyunarak pişmanlık nağmeleri döktürüyorlar satır satır netlerde, kıta kıta ağıtlar yakıyorlar,sonra başkalarına ibret olsun diye başlarından geçenleri anlatıyorlar ki ibret alsınlar, halbuki belki kendisi de bu yollara sapanlarla alakalı ibretlik vesikaları okumuştu onlarca yüzlerce kendisi ibret almadıktan sonra başkalarının ibret almasını bekleme divaneliğine düşüyorlar.günahlarına milyonlarca insanı ortak ediyorlar farkında olmadan.yıkılan yuvalarının altında,çocuklarının zannı altında,çevrenin ithamına,ilahi azabın tehtidatına maruz kalıyorlar.bir lezzete mukabil binler elem buluyorlar.kaçamak lezzetlerin cezasını lekelenmekle, şerefini yitirmekle ödüyorlar fitil fitil.
Erkekler Cennet hurisi hükmünde olan eşlerini chatte buldukları şehvet delisi,iffet fukarası,namus yoksunu,iki ayaklı hayvanlarla bir nevi cehennem hurileri hükmünde olan fasık gafil kadınlarla aldatma divaneliğine giriyorlar.
Kadınlarda ebedi refikayı hayat olan eşlerini fasık, hain, dinsiz,hayvani zevk tutsağı erkeklerle aldatma divaneliğine düşüyorlar.O cennet köşesi olan evlerini cehenneme,cennet çocukları olan yavrularını elim hüzünlere atıyorlar.
 kocalarındaki veya karılarındaki güzelim onlarca huyları görmeyip birkaç tane zafiyetten gelen kötü huylarını dikkate alarak değerlendirip alternatif yalancı iltifatçılar,arıyorlar Chat yeri olan randevu evlerinde, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzattıkları ellerine zehirli dikenlerin batırıyorlar.günahlara ve haramlar yaklaşarak.
İşte Chatçılara, zinacılara ve flörtçülere,dindarlara,mutluluklarına iktifa etmeyenlere,elindekilerinin kıymetini bilmeyip yanlış yollara sapanlara,küçük lezzetler için dinsizliği tercih edenlere düştükleri bu korkunç buhranlardan, elemlerden, firaklardan manevi azaplardan kurtulmak isteyenlere Bediüzzaman Hazretlerinin nasihati: Yarın seni zillet ve rezaletlere mâruz bırakmakla terk edecek olan dünyanın sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terk edersen, pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü, o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrını alır, şerrinden kurtulursun. Fakat vaziyet mâkûse olursa, kaziye de mâkûse olur.
Allah cümlemizi haramlar ve günahların necasetinden ve merasına yaklaşmaktan korusun günahların küçük dahi olsa kıvılcımlarından muhafaza etsin,günahlarda ısrar edenlerden eylemesin,imanın, marifetullahın, muhabbetullahın, ibadetin lezzetinden, başka lezzetlere müptela eylemesin.Geniş helal dairesinde iktifa edip küçük haram dairelerine düşürmesin.
Evlilikleri rızayı ilahiye münasip hale getirmeyi nasip etsin.
Geçici hayvani bir lezzete değil, ebedi, baki sermedi, daimi bir lezzete kalplerimizi teveccüh ettirsin.Refikayı hayat arkadaşlarının arasındaki muhabbeti birbirlerine sevimli şirin bir hale getirsin.Medeniyetin çirkef fantezilerinden eşleri muhafaza etsin.
Hayatımızın her anına kuran ve sünnetin düsturların hakim kılsın.bütün beşeri münasebetlerimizi Peygamber Efendimizin hali üzerine kılsın.Zillet içinde değil izzetle bu dünyadan göçenlerden eylesin.amin.

M.KAKÇA

İslam kategorisine gönderildi | , , , , , , ile etiketlendi | Yorumlar Kapalı

Sevgi bir ömür boyudur!…


Kişi sevdiğiyle olmak ister!.
Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.
Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için,
çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız..
“Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.
Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve
üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın…
Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!.
Kimi, beğendiğini cebine sokar;
kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister;
kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre,
beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.
“Sevmek” ise bundan çok farklıdır…

Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!.
Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak,
yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin!
Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana,
onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!…
Yakınlık bile uzak gelir sana!…
Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..
Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir,
onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez,
kulağın ondan başkasını duymaz,
elin ondan başkasına uzanmaz olur!.
Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni;
ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde
sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!
Beğenen sahip olmak ister…
Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.
Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!.
Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra,
o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!.
Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz…
Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın
güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!.
Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde…
Eksiklikler görmeye başlar başlar, yetersizlikler görmeye başlar…
Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini;
uzaktan acıyarak seyretmeye başlar…
Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!.
Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!..
Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..
Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse,
bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu
gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında
bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın,
layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..
Oysa yanlızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!.
Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için,
mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış;
sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş;
yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…
Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı…
Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı…
Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!.
Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan…
O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!
Seven, karşılıksız sever!…
Beğenen karşılığını ister!.
Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!..
Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!..
Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır;
maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar…
Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.
Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.
Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!..
Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip,her şarta katlanmayı!
Ve “delillik bu” derler…
Beğenme bir tür “hobi”dir!…
Bazen ömür boyu sürer, bazen bir kaçyıl, bazen bir kaç ay!..
Sevgi bir ömür boyudur!…
Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!.

İslam kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorumlar Kapalı

GÜZEL BİR HAFTA SONU GEÇİRMENİZİ DİLERİM.


HAYIRLI GÜNLER.
GÜZEL BİR HAFTA SONU GEÇİRMENİZİ  DİLERİM.
MANEVİAT BOL,MEVLAM C.C. YOLUNDA BİR ÖMÜR İNŞALLAH CÜMLEMİZE.
 
IPB Image
VEHHAB
Vehhab : Karşılıksız veren

“BÜTÜN CİHANI ARAŞTIRDIM GÜZEL AHLAKTAN DAHA ÜSTÜN BİR HAKİKAT BULAMADIM”
HZ.MEVLANA
             

Müslüman ;Kimliğinden utanan değil ,o kimliğe layık olamadığı için kendinden utanan kimsedir.

İslam kategorisine gönderildi | , , , , , ile etiketlendi | Yorumlar Kapalı